
Son Dakika! Haberleri vardır; insanı kendi karanlığına çekip, günlerce işkence eder. Başlıkları kısa, ağrısı uzun olur. Kahramanmaraş’ta bir okulun duvarlarına çarpan o ses de böyle bir ağrı sapladı bağrımıza. Bu, anlatılacak bir olaydan çok, taşınacak bir ağırlık…
Şunu baştan koymak gerekir: Bir çocuğun hayatı, hiçbir gerekçeyle tartıya konulamaz. Hiçbir açıklama, bir kaybın yerini dolduramaz. Masumiyetin hesabı olmaz; suç, kendine yer bulsa bile bir nebze dahi haklılık payı bulamaz.
Çocukluk dediğimiz şey, henüz biçim almamış bir güven duygusudur. Dünya, onların gözünde henüz tehlikelerle tanışmamış bir yer; okul ise bu dünyanın en emniyetli köşesi olmalıdır. Tahtanın sesi, teneffüsün sevinci, sıranın soğukluğu… Hepsi bir düzenin, bir korunaklılığın parçalarıdır. O düzen kırıldığında ise sadece bir an bozulmaz; tüm roller değişir.
Çocuk, yaşadığını hemen anlayamaz; önce hisseder. İçine sebebini bilmediği bir huzursuzluk yerleşir. Geceleri daha zor uyur, sessizlikten tedirgin olur, bulunduğu ortamda kendini güvende hissetmemeye başlar. Bu duygu başta küçük gibidir ama zamanla büyür. Asıl tehlikeli olan ise çocuğun bu huzursuzluğu zamanla normalleştirmesidir.
Toplumlar da tıpkı insanlar gibi biriktirir. Söylenmeyenler, bastırılan öfkeler, ifadesiz kalan duygular… Bir dil oluşturur zamanla. Bu dil, bazen kelimelerle değil, davranışlarla konuşur. Şiddetin sıradanlaştığı, öfkenin meşrulaştığı bir iklimde, kırılgan zihinler yön bulamaz; yönsüzlük, en çok güce benzer. Oysa bu, gücün değil, boşluğun tezahürüdür.
“Neden?” sorusu burada belirir. Bu soru, kimseyi temize çıkarmak için değil; zinciri kırmak içindir. Çünkü her açıklama, eğer doğru yerden kurulursa, bir sonraki felaketi önlemenin ihtimalidir. Suçun ağırlığı tartışılmaz; fakat o ağırlığın hangi zeminlerde çoğaldığını görmek de inkâr edilemez bir sorumluluktur.
Bir çocuğa güven duygusunu anlatmak kolaydır; hissettirmek ise emek ister. Kelimelerle değil, hâllerle kurulur o duygu. Duyulmak, anlaşılmak, korunmak… Bunlar öğretilmez, yaşatılır. Ve bir kez sarsıldığında, yerine konması sabır ister, dikkat ister, özen ister.
Unutmak, insanın kendine tanıdığı bir merhamet biçimidir belki. Ama toplum unutmaz; sadece geri çeker hafızasını. Olaylar gündemden düşer, fakat etkileri gündemin dışında kalır. İnce bir çizik gibi… Görünmez ama hissedilir.
Bu yüzden mesele, yalnızca olup biteni kayda geçirmek değil; nasıl bir dünya kurduğumuzu fark etmektir. Gürültüyü değil, aradaki boşluğu dinlemek… Tepkiyi değil, sebebi görmek… Ve en önemlisi, bir çocuğun korkusuna dönüşmeyecek bir gelecek inşa etmek.
Çünkü hiçbir çocuk, bir başkasının karanlığını taşımak için doğmaz. Ve hiçbir toplum, çocuklarının güvenini kaybederek ayakta kalamaz.


